pembe kainat güverciniydi mısralarda rahman
Bir elif nasılda anlatırdı beyaz meşki
Dimdik durup yıkılmadan hakikatle
dünyanın gamını niçin çekersin; ah elif!
Senle; gücünün mürşidiyle söner cehennem
Surun düdüğü çalar alemde
Sen sevdalıma üfle beni Elif; senin gerçeğine...
Her yüzyıl ömür azalarak yakardı
Dilenci ezikliğine çekti insanlık başını
Sıfat sırtlattık eli yeryüzüne açılan nurun
Uhud’dan bir baş koptu adalet tokmağına
Hamza’nın kalbinden yedi kat cennet azat ettik
Rüyalı gözlerimizle çınladı medeniyet çanı
Her yüzyıl saatler bozularak kıyametler çoğaldı
Gel ey yar, gel de anlat boşa geçen yüzyıları...
Ölmemeyi çare sanıp biçare kalıp durduk
Batıla dönüştü okuduğumuz inci mercanlar
Duvağına namus takamıyor gelinler
Batının zehrine yenildi güçlü sultanlar.
Mektuba hacet kalmadı, elleri boş Süfyan’ın
Mahşerde karayı çaldık başımıza
Binlerce papağanı saldık dünya kafesine
Gel ey yar, gel de kurtar bir örümcek hürmetine!
Heyhat! Hicap saçları binlerce yılan sardı
Zehri aktı kitapların uçkurlarına masum
Bıraktık Yusuf gibileri güzelim kuyularında
Sarmaşık nefesler değerek koktu ağızlar
“Ayıp” zindanlarda zehir zemberek mahkum
Sen gelsen de ıslasan kurak coğrafyaları
Bir şiirin goncasını bedenlerden affetsek.
Heyhat! Başaklar bir hicretle Medine’ye vardı
Gel de uyandır bizi rüyadan, gel ey yar!
Maşuğa et ekledik kemik biledik kan silkeledik
sakladık açılmayan sandıklara hazretleri
Secdeye giden alınlara birer kurşun taktık
Eriyen bir karın gölgesinde hıçkırarak sana
adınla doladık damarlarımızda ki ölgün kanı
gökyüzü mahallesinde miracı bilmezlikten geldik
Zalim beraat etti yerküreden, mazlumun ah’ı kaldı
Sen yokken sultanım, sağ canımız hep ağrıdı.
Gel ey yar, gel de şifaya erdir bu hastalığı...
Mecnun’a Leyla’yı lüzumsuz bilir olduk
Sevdalara çektik Kureyşin azgın milini
Sal dağında nöbeti unuttuk, eyvah ki ne eyvah!
Senin adını ananları dar ettiler kainat kümesini...
Sıcak bir çorbayla ılık abdestin aydınlık tevbesini
Gönül ocağında kaynatarak sufiliği, tek bildik...
Gel de sustur dinmeyen bu sesi, gel ey yar!
Çeliştik her gecenin sonu, yıldız ezanı ve Havva
Bir ölünün suyu kuruyana kadar ibrettik
Tahtına alevi yağmalayarak eza’nın canına
Devranı döndürdük feleğin çarkında avare avare
Duygularımız dünyanın havasında aynı safta, med cezir
Bir ayın şulesine dadanarak yuttuk dalaleti
Didişerek nefsimizle sonunda hükümlü olduk
Gel de kör şeytanın oyununu boz, gel ey yar!
Dar bir sokakta diline gelir insanoğluna; Yarab!
Bir sevgiliyi sevmek, ancak burada sevmektir...
Sığ sularda dolanan balığın hafızası ne çok bizden
Kal-u beladan ayrılır ayrılmaz mazi oldu her şey
Kabzasını tuttuklarımızla dindirdik acılarımızı!
Beyin ölümüyle efendisi olduk toprağın
Menzilinde buluşup, sılası olduk Adıyaman’ın
Saparak yollardan yanlışa, hep seni bekledik
Gel de doğru yol göster adınla, gel ey yar!
Kovduk dostlar meclisinden sanınla yaklaşanı
Mekruha saydık uyuşmalarımızın tatlılığını
İnlemesini duymadık kazanın yerin dibinden
Dumanıyla boğulurken asuman denizinde
Yıldızlar beğendik zahirî bahardan
Çehrene duvarlar ördük geçen gün be gün
Şakaklarımdan kara sular girdi ve şimşek
Gel de ışık tut karanlığımıza, gel ey yar!
Ellerim, karanlığa dokunurken gözlerim izledi
Hesabını bir tel kirpiğin bile ödeyemedi
Yaldızlı saçlarımıza bir tufan esti
Müşküle düşen kahırlar zebanisiyle
Tırpanladık kefenin cebinde ne varsa
Dünyaya cefa bağladık, çözülemiyoruz
Gel de çöz bu ilmiği, gel ey yar!
Kıstılar ağlayan bülbülün müezzin sesini
Minareleri dünyanın çekirdeğine volkan yaptılar
Beyaz dedelere viran ektiler, biçmeyelim
Allah diyen guguğunda ihtilal
Dağlardan uçan asker sarayı mı mezar?
Yetim hüznünü alay bellediler, sanki sana söylediler!
Öksüzlerin patiğine diken oldular mirada
Gel de bu garibin aklına aşk eyle, gel ey yar!
“Sen yüz çevirecek olsan, ay kapkara olur gamdan
Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun, etme...”
ORHAN ÖZEKİNCİ
Dilhâne Dergisi 12.sayı.