Orhan Özekinci
Gönlüme göre verme aşkı Rabbim / Çünkü aşkınla kimseyi sevmedim
| Vuslat Misali |
|
|
DUA ALLAH’IM: SEN BANA SEVDİĞİMİN; BEYAZ KEFENİNİ DE GÖSTERME BEYAZ GELİNLİĞİNİ DE SÜSLENMİŞ GELİN ARABASINI DA GÖSTERME KARANFİLLİ CENAZE ARABASINI DA ACILI ÖLÜMÜNÜDE GÖSTERME DAVULLU ZURNALI DÜĞÜNÜNÜ DE … “ (Ne zaman düşünsem geçmiş zamanın bin bir umutlu günlerini ve bir olayın öncesi ile sonrasının doğum ölüm arasında kalan kader kısmına ağlarım. Ara sıra düşünürümde yaşadığım o gün benim için gün değildi. O günü takvimlerden çıkardım ben. Yaşadığım o dakikan pili bitmiş bir saatti adeta.) ” Günlerden bir gün ( yazı gereği gün diyorum ),telefonum çalıyordu zır zır titreyerek. Ekranında kayınço yazıyordu. İçimi bir nebze telaş kapladı.Açayım mı açmayayım mı arasında bir tereddüdün mümessili oldum. Bir yandan tevekkül hayalimin dakikalarını yaşıyordum. Düşünüyordum, sevdam meyvesini sonunda verdimi diye. Neyse telefonu açtım. Gökhan, namı diyar benim kayınçom, Gülistan’ın ağabeyi. İlk başta adet gereği halimi hatırımı sordu. Bende sadedi merak ediyorum. Sonunda oraya geldi ve; “düğünümüz var, gelir misin” dedi. Bende kimin diye sordum: “kız kardeşimin” dedi. Aklımda hiç Gülistan’a gitmedi. Direk aklıma gelen 25, 26 yaşlarında ki ablası Gizem’e gitti. Ve de geleceğimi belirttim. O andan itibaren içimde bir sevinç alizesi esmeye başladı ardı sıra. Konuşma sırasında bulunduğum yer benim için bir cennet, buradakiler ise birer huriydi. Hemen o gün gidip kendime, bir damat emsali bir takım elbise aldım. Düğün zamanına kadar günler benim için bir asır, saniyeler saat olmuştu. Vakt-i zaman bir türlü geçmiyordu. Geceler iyice uzuyordu. Güneş geç doğup geçte batıyordu. Aradan kaderimin zamanı geçtikten sonra düğün günü gelip çattı yüreğimde tüm sevda fırtınalarıyla. Sabah düğüne iki saat kala ben üzerimi giyinmiş, arabamı iyice yıkamıştım. Evlerinin oraya gittim. Gizem’i gördüm. İçimden ne biçim gelin, düğüne az bir vakit kalmış o daha kuaföre yeni gidiyor dedim. Bu arada biz kayınço ile görüşüyoruz. Damattan bahsediyoruz, bende oh oh çok iyiymiş diyorum. Düğün hazırlılarından bahsediyor bende çok harika, mükemmel diyorum oda bana darısı senin başına diyor. Bir arada siyah renkli gelin arabasının arkasında G – O yani Gizem, Okan ( benim öyle sandığım) yazılarını gördüm. O an içim yerinden gitti, bir heyecan kaplayıverdi soluksuz yüreğimi. Sanki orada Gülistan ve benim adım yazıyordu. Bu sohbet böyle devam ederken kendi düğün vaktim gözlerimin önüne geliyor. Öyle bir mutluluk doğuyor ki içime, anlatmam, dizelere dökmem imkansız. Sanki orada damat (adayı) benim. Sanki tüm her şey benim için hazırlanmış, oynadığımız bu hayat oyununun bu perdesinde başrolde benim. Konuk misali bir anda onunla ortak arkadaşlarımızdan bir grubu onların evine giderken gördüm. O anki durumda anlayamadım ama bana acımalı gözlerle ve sanki ne işin var burada diye bakıyorlardı yüzüme. Ve bazılarının rengi bir anda değişiveriyordu. Bana şaşkınlıktan selam vermekten dahi kaçınıyorlardı. Aradan bir 15 dakika geçtikten sonra diğer arkadaşlarımız geldi. Onlar olayla pek ilgisi olmadığından herhalde bana damat bey diye selam verip geçtiler.Bir grup ise hayırlı olsun diye yinelediler. Bir kalabalık oluştu. İçimden “nihayet damat beyde teşrif ettiler” dedim. Damadın, Gizem’e göre biraz daha genç diye düşünürken bir alkış fırtınası koptu ve gelin ( baldız sandığım) çıkıyordu telli duvaklı. Davullar, zurnalar ardı ardına çalıyordu, halay çekenlerin sayısı git gide artıyordu. Bu şenlik sırasında o gelin kalabalığı çıktı en sonunda meydana. Ben geline değil arkalardan Gülistan’ı arıyordum.Bir türlü göremedim. Hemen arabaya bindiler. Bende 2, 3 arkadaşla düğün konvoyuna katıldım. Beşiktaş’taki salona gitmek için E – 5 yoluna çıktık. Bir konvoy halinde ilerliyorduk, biraz sonra soluksuz kalacak yüzlerle. Gelin arabasına doğru yaklaşmaya çalışıyordum arabayla. Önüme bir anda damat tarafından bir araba çıktı ve ne olduysa o an oldu. Gelin arabası toz duman içinde kaldı ve çığlıklar geliyordu ardı sıra üzerime ! ! ! Ne olduğunu anlayamadım. Ellerimin ayaklarımın bağları çözülmüştü, aklıma ilk gelen o an Gülistan olmuştu. Bende şarampollere çarpmıştım çok şiddetli olmasa da.İner inmez arabadan gelin arabasına koştum bir solukta. Aradım durdum her yanı. Gülistan yoktu etrafta. Sadece önümde duran bir gelin vardı o ana kadar Gizem sandığım, yüzüne baktım. O gelinlik mi, kefen mi anlayamadığım şeyin içinde olan bir tek Gülistan’dı. O evden gelin çıkan, o gelin arabasına binen ( az sonra cenaze arabasına binecek olan) gelinlik diye o kefeni giyen Gülistan’dı. Tüm Dünyam bir daha kararmıştı. Başımdan akan kanlara aldırış etmeden bir şeyler yapmaya çalışıyordum. Kan kaybedecek, baygınlık geçirecek ben değilmiş gibi. Tabi bu arada bağlıklar, çığlıklar !!! Yedi göğü delen ağıtlar, perişanlığın sesli hali. Gözyaşlarıyla, kanlar iç içe girmişti. Allah sanki kıyameti (haşa) o an koparıvermiş, İsrafil ise suru üflemeye hazırlanıyordu. Birazdan her yer dümdüz olacak sandım oda olmadı. Oynadığım bu hayat oyunun ilk perdelerinde sanki bir kara perde inmiş, çırpınmalarım fayda vermemişti. Umudumun umutsuz gözleri bana bakmaya başlamıştı. Gözlerimi olayların tamamını, yani acıların tamamını göremeden yada gördürülmeden ambulansta açtım. Artık benim için bundan sonra hayatın, yaşamanın bir anlamı kalmamıştı. En sonunda bu düşüncelerim her doğan günün yeni bir dert olacağını daha yarı dolmadan anlamıştı. Tek duymak istediğim şey olanların bir rüya olmasıydı. Tek istediğim olanların oldu bitti misali bir gecelik yaşanmış gibi hatıralarda kalmasıydı. Ancak buda olmadı. Kendimi ambulans durur durmaz dışarı attım tüm engellemelere rağmen. Düğün konvoyu ambulans konvoyuna dönüşmüştü. Teker teker ambulanslar geliyordu. Gördüğüm sedye üzerinde giden, yanda gelinliğin bir bölümü çıkmış, benim hayatımı karalar bağlatan bu aşk hikayesinin kahramanıydı. Gülistan; kocasının yanına gitmesi gerekirken bir morg köşesine gidiyordu. Engellemek istedim, onu o soğuk yere, başkalarının yanına koyamazsanız dedim. Onu elimden alamazsınız dedim.( zaten kocasının evi benim için Gülistan’a bir mezardı, onun yüreğimde ki idamhanesiydi) Ne çare, onu elimden, yüreğimden koparıp aldılar her ölü gibi bir morg köşesine. Ne yazık ki üzülerek söyleyeyim, bu olayın sonucunda Gülistan’ın cenaze arabasını da gördüm, Arapça yazılmış tabut örtüsünü de, beyaz gelinliğini de gördüm aynı anda beyaz kefenini de, üzerine ismi yazılmış, süslenmiş gelin arabasını da gördüm, umutlarımın karalar bağlanmasını da … Bu olaydan önce yazdığım şiirin tamamıyla tezadını yaşıyordum. Duygularım anlatabilinecek türden değil, yaşanınca anlanabilecek bir olaydır, tabi anlamaya fırsat ve imkân kalırsa… Aradan yıllar geçti bu olay olalı. Hiç evlenmedim ve de o günden beri hiç şiir yazmadım, şiir okumadım. O günden beri hiç düğüne ya da cenazeye gitmedim. Keşke bu olayları yaşamasaydım. Ne yapalım takdir-i ilahi. Dua edelim ki Bakırköy’ün en dip odasında yahut kara toprak ( keşke olsaydım) değilim. Böyle bir olay düşmanımın başına dahi gelmesin, sadece oldu bittiyle kalsın. “SADECE BU YAZIDA YAŞANSIN. “ ORHAN ÖZEKİNCİ |
