Orhan Özekinci

Gönlüme göre verme aşkı Rabbim / Çünkü aşkınla kimseyi sevmedim

Gülün Ruhu Muhammed (s.a.v.) Yazdır

“ Besmeleyle başlayalım yazıya
Allah adı, en iyi sığınakdır
Nimetleri sığmaz ölçü, hîsaba
Çok acıyan, affı seven bir Rabdır!”

EN BÜYÜK KİM?

“ Amerikalı bilim adamı Michael Hart’ın The Greates 100 in Hıstory ( tarihte 100 büyük insan) adlı eseri, batı dünyasında büyük çalkantılara yol açmıştı. 1978’teki yaptığı bu araştırmada, gelmiş geçmiş bütün büyük insanların kabiliyetleri, mücadeleleri, başarıları,imkanları, imkansızlıkları … Bunlar bir kompüterin hafızasına kaydedilecek ve insanların en büyüğü, matematiğin tarafsız gerçeği doğrultusunda tespit edilecekti.
Michael Hart’ın gerekli bilgileri kompütere yüklemesi aylar boyu sürer ve çalışmaları tamamlanınca sonuç düğmesine basılır. Kompüterden çıkan mekanik ve bilimsel sesler birbirini takip eder. Ardından sonuç bölümüne ulaşılır ve nihayet gelmiş geçmiş en büyük insanın ismi yazılır:
-HZ MUHAMMED”

Her iki tarafta da şüphesiz ki en büyük insan Hz.Muhammed (SAV)’dir. O Cenabı Allah tarafından, imansızlığın önüne geçilmesi ve insanların aklını esas yönlere kullanabilmesi için, bir rehber olarak gönderildi. Okula yeni başlamış bir öğrenci misali, insanlığa her şeyi öğretti ve bizi şu an bir üst sınıfın en ön sırasında beklemeye koyuldu. Sınavlarımızı iyi vermemizi temenni ediyor. Öğrettiklerini unutmamamızı istiyor.


Peygamber efendimiz kıyametin alametleri olarak “ imanı kalpte tutmak, kor ateşi elde tutmak gibi zor olacak”, “Dünya işlerine dalınıp ahiret unutulacak” dedi. Şimdi bu hadislerden bir demetine bile baktığımızda, Hz. Muhammed’in her şeyi kendi gizemiyle, aklımıza geldiğinde boğazımızı kör düğüm edecek şeyleri asırlar önce bildiğini gözlemleyebiliyoruz. 2000’li yılların dünyasında bu hadislerin çoğu çıkmaya başladı.

Onun söylediği her söz hem fiili hem de kavli olarak ispatlanmıştır. Hepiniz duymuşsunuzdur.” Çorbanıza sinek düşerse, o sineği çıkartın tekrar batırın”
İlk duyuşta gayri medeni gibi gelen bu sözü, günümüzde bir çok bilim adamı zehir-panzehir ilişkisiyle ispatlanmıştır. Hem de asırlar sonra asırların vermiş olduğu bilim ve teknolojiyle.

Hayat sandığımız bu sınavda, sınav kağıdımızı güzel ve doğru cevaplandırmamız lazım. Bunun aksini yaparsak öte tarafta torpil, rüşvet vs. hiçbir hile yok. Kısasa kısas bir değerlendirme var. Öbür Dünya’da Allah’tan ve elçisinden başka güvenebileceğimiz bir tek, amellerimiz olacak. Peygamber efendimizin dediği gibi “Ölen kimseyi üç şey mezara kadar takip eder. İkisi mezardan geri döner, birisi orada kalır. Ailesi, malı oradan geri döner, amelleri ise orada kalır”. Hangimiz dedelerimizin, ninelerimizin mezarında sabah akşam oturuyoruz. Bir düşünün hangi öğrenci notu verilmiş yazılı kağıdı üzerinde bekleyip durur. Peki durduk diyelim bir amacı var mıdır bu durmanın? Aslında bizler öldüğümüzü sanıyoruz lakin, yeni bir dünya’ya doğuyoruz. Annelerimiz bizleri doğururken bize hamile kaldığı gibi, şimdi tabiat anada bize hamile. Her birimiz realite şehrine göçüyoruz.

Hz. Muhammed (S.A.V), Mekke ve Medine’de Muhammed-ül Emin( güvenilen insan) olarak tanınırdı. Aslında bu güven İslamiyet’in saflığını anlatır. Hz. Muhammed’e (SAV)’e o günlerde, en kafir insanlar bile değerli eşyalarını peygamber efendimize emanet ederlerdi. “Allah en kafir insanla dahi bu dini yüceltir” sözü de peygamber efendimizin bir insana insan olduğu için değer verilmesini, evrensel bir ilke olarak doktrin haline getirmiştir.

Peygamber efendimiz, sadece İslam dinini yayması yanı sıra, örnek bir komutan, örnek bir baba ve daha sayamayacağımız bir çok özellikle insanlar için emsal teşkil etmiştir. Kendi nefsinde bulunan, hiçbir insanoğlunda bulunamayacak nefsi, sabrı ve merhametiyle İslam dininin gerçekçiliğini de göz önüne serdirmiş. Hatta o dönemde Hz. Muhammed (SAV)’in bu özelliğinden dolayı, hak dini seçenler olmuştur.

Hayatı boyunca bazıları Cenabı Allah’ı, zora düşünce hatırlıyor. İnsanlar zora düşünce Allah Muhammed aşkına diyor. Oysa, bu evrendeki olgulara bir baksa, güneşin doğması, batması, bahar, kar, yağmur, aşk, sevda… Bunların bir tesadüf olamayacağını mutlak bir itaat ile anlayacaktır.

Sizce herkese nasip etsin, hacca gidenlerin gözyaşına boğulmaları, bayılmaları, Allah aşkına feryatları, orada ölenler… Peygamber efendimizin kabrini görüp tüylerin diken diken olmaması, insanın içinde ki saranın azmaması mümkün müdür? Aslında bunları görmeden ziyade, kişi kendi organlarının ekosistemine baksa, yağan yağmur sonrası açan güllere gönülden görse anlayacaktır.

Dinin aslı Allah katında da İslam’dır. Tüm hak din peygamberleri de İslam dinini kabul etmiştir. İslam dini de onları kabul etmiştir. Hatta KURAN’ da da bu peygamberlerden bahsedilmekte ve onların hayatından söz edilmektedir. Hz. Musa’dan 34 surede, Mesih olan Hz. İsa’dan da bir hayli bahsetmiştir. Peygamber efendimize gelen diğer vahiyler de ise, Hristyanlığın dejenerasyona uğradığı, amacından saptırıldığı için, Allah’ın kıyamete kadar koruyacağını vaat ettiği KURAN’ ı yolladığı yazılıdır. Diğer kitaplarda da Peygamber efendimiz (S.A.V)’in varlığından ve peygamberimizin onlardan daha baki ve daha fazla söz sahibi olduğundan “ileride sizden daha baki biri, daha söz sahibi biri gelecek” diyerek Allah-u Tealâ bizlere ve onlara söz etmiştir. Buna emsal olarak “ Andolsun, sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için Allah Resûlü’nde güzel bir örnek vardır” (Ahzab Suresi, 21)

Allah’ın Resûlü insanlara “ benim bildiklerimi bilseydiniz bu kadar fazla gülmezdiniz” demesi, “Onlar bırak; yesinler, yararlansınlar ve onları (boş) emel oyalayadursun. İlerde bileceklerdir. (Hicr Suresi,3) ayetiyle hemen hemen aynı anlamı taşımaktadır. Ara sıra toplumda çıkan bazı kişiler de, Hz. Muhammed her şeyi biliyorsa insanlığa bunu neden söylemedi gibi, dinsizliğin ilkel mantığını ortaya koymuşlardır. En ufak örneğinden, bizler öğretmenlerimizin hepsini tanıyoruz, peki onlar bize neden yazılıda soruların cevabını vermiyor? Peki cevapları verse okula gitmemizin bir anlam ve gayesi kalır mı? Öğretmenlerin yapacağı tek iyilik kanaat kullanmak olur. Bu hayat sınavın da zaten onu da yüce Rabbimiz, peygamberimizin sünnetlerine uymamız ile mutlaka yapacaktır. Çünkü o esirgeyen ve bağışlayandır…

Yüce peygamberimizin örnek kişiliği ve şahsiyeti edebiyatımız da büyük öneme sahiptir. Onunla ilgili bir çok eser meydana gelmiştir. O şairlerimizin vazgeçilmez sevgilisidir.


“Canım kurban olsun senin yoluna
Adı güzel, kendi güzel Muhammed!

Gel şefa’at eyle kemter kuluna
Adı güzel,kendi güzel Muhammed

Onsekizbin alemin Mustafa’sı
Adı güzel, kendi güzel Muhammed!

Miracı ümmetin haktan dileyen
Adı güzel, kendi güzel Muhammed!

Sana uymayanlar gider imansız
Adı güzel, kendi güzel Muhammed!

Mümin olanların çoktur cefası
Ahiretde olur zevk-u sefası

Gülün ruhu kokuysa benim ruhumda candır
Bu dünya’da tek can yoldaşım Muhammed yolundadır

Güle aşık bülbül, nasıl öterse candan,
Dünyam zindan olsa da vazgeçmem O'nun yolundan

Ferhat nice zorlukla olsa sonunda Şirin’indir
Benim izlediğim yol, süphesiz Muhammed’indir


Günümüz de ufak bir yasayı, ufak bir topluluğa kabul ettirmek, deveyi hendekten atlatmak kadar zordur. Ama yüce peygamberimiz, gelmiş geçmiş en büyük ıslahatçıdır. Koskaca ve kudreti bol olan İslam dinimizi vakt-i zamanında duayen beyinlere büyük zorluklarla, Cenabı Allah’ın yardımıyla yaymıştır. İslam dininin yayılmasında herkesin yediden yetmişe büyük faydaları olmuştur. Herkesin bildiği gibi örümcekten tutunda, ufak bir kılıca kadar herkes Allah’ın takdiriyle yardım etmiştir. Peygamberimizin nefis nefsi sayesinde cehalet ve kâfirlik kısmen de olsa yenilmiştir.

“Bu yapılanları anlatmak, içten anlamak için ciltler dolusu sayfalar gerekir.
Bunları yazmak için insanoğluna uzun bir ömür gerekir,
Zaman geçmeden hakikatleri tek tek öğrenelim
Yoksa öğreneceğimiz yer mutlak ahirettir.”

ORHAN ÖZEKİNCİ / 2004