Orhan Özekinci

Gönlüme göre verme aşkı Rabbim / Çünkü aşkınla kimseyi sevmedim

İçimde Bir İç Yazdır

Dün geceden beri hep çok şey değişti, gerileşti hayatımda. Şuan yatıyorum. Üç saat öncesini sorarsan yine yatıyorum. On saat öncesi de aynı durum. Dün günlük güneşlik devam ederken her şeye, bir a alt üst oldum. Doktorlar yorulduğumu söylediler. Şimdi içimde bir şeyler titriyor, tıpkı eylül oruçları gibi. Boğazım kör düğüm oldu sabaha kadar.


Beni tek kişilik, karanlık bir odaya attılar. Hiçbir şey söylemediler. Kolumda serum takılı. Ne yapacağım diye kara kara düşünüyorum. Ve bunun üzerine hiçte utanmadan ağlıyorum. Yanı başımda bir masa üzerinde sadece ilaçlar var. Birde plastik bardaklar. Hiçbir şey yemedim. Dünün orucuyla devam ediyorum. İftarımı serumla açtılar. Etraf öyle kokuyor ki, sanki ölecekmişim tarzı bir matem havası. İçimde yalnızlığın buruk acıları cayır cayır yanıyor. Göz yaşlarımda çare vermiyor içime. Ağlıyorum. Dışarıya bakıyorum. Arabaların harıltı sesleri. Beyaz bir örtü üzerindeyim. Sanki kefenlik bir örtü. Hemşireler sanki ölecekmişim gibi bakıyorlar. Belki alışık onlar yalnızları görmeye. Aklımdan gedikli şiirler geçip duruyor ama ben bir türlü yakalayamıyorum. Bir dize gelse diğeri elveda diyor. Ne yapacağım konusunda fikrim yok. Okul askıda, ev askıda, şiirler askıda, serum şişesi askıda. Hayatın geçici bir süreliğine askıya aldım. Gece git gide doruklara doğru geliyor. Çok korkuyorum birinin ansız çığlıklar atmasından. Yalnızlıktan çok korkuyorum. Belki gülünçtür, aydınlıktan korkuyorum. Işıklar yanmasın bu gece vakti, erisin tüm umutlarım bu ayrılıkla diyorum. En ufak bir sesten irkiliyorum. Yattığım odanın balkonundan bir adam geçiyor. İçli içli ağlamaklı. Kim bilir ne oldu? İncir ağaçlarına bakıyorum. Kara telden başka bir şey yok. Umutsuzluklarım geceme yetmiyor. Yeşil duvarlar git gide üzerime geliyor. Alnıma havlu koyacak kimsem yok. Güneş henüz doğmamış bir vaziyette. Ama hafiften kırmızılık var. Dedim ya dizeleri yakalayamıyorum diye. Boş ver bende yakalamak istemiyorum. Sabaha karşı türbanlı bir abla geldi. Kahvaltı adı altında bir şeyler bıraktı, “geçmiş olsun” dedi ve gitti. Akşam yemeğine kadar kendimle cebelleştim. Kendi kendime konuşmalara girdim. Bu arada odamı değiştirdiler. Görseniz beni deli sanarsınız. Telefonum çalıyor, hüzünlü bir sesle açıyorum ama konuşamıyorum. Arayan arkadaşım. “Hadi Orhan gelmiyor musun?” Hiç tereddütsüz konuşamıyorum. Sadece hıçkırıklarımı duyuyor arkadaşım.Ve ağırdan güneş kendini gösterdi. Ayaz hafifçe dışarıya çökmüş olmalı. Hastalar geliyor, yemekler geliyor, dostlar geliyor. Ben yokum. Ölmüş bir adamın yazdığı romanım ben. İncir ağaçlarını hala bulamadım. Bakınıyorum etrafıma. Yeşil duvarlar gece ki kadar korkunç değil. Aydınlık korkutuyor beni ama olsun. Erkek adam korkmaz. Şimdi edebiyat parçalamak gibi bir heveste yok içimde. Ne gelirse onu söylüyorum. Ağlıyorum, ağlıyorum, başım öne eğiliyor. Yemekler geliyor, ben yemiyorum. Gökyüzünde bulutları seyrettim. Şekilden şekle girdiler benim için. Allah’tan sizler varsınız bulutlar. Az önce bir kırat şeklindeydi. Şimdi bir kadın portresi çiziyor herhalde. Biraz yağmur gelecek diyor bana. Hazırlıklı ol akşam da yolda. Birazdan oda gelecek. Bende belli etmiyorum korktuğumu. Sadece göz yaşlarım arasında gülümsüyor duruyorum. Geceye nazaran korku içimde tükendi. Dostlar geliyor, dostlar gidiyor, ben gülüyorum hep. Ve bulutlar yalan söylememiş. Yağmur başlıyor. Ama pencereme değen hiçbir şey yok. Islanma korkum yok burada. Burada sadece yaşamın değerini anlıyorum. Sevdanın değerini anlıyorum. Sevginin değerini anlıyorum. Akşamda oldu artık. Yorganı üzerime çekebilirim. Hayallere dalabilirim. Kefen gibi durmasını istiyorum üzerimde her şeyin. En sonunda güneş batıyor. Yıldızlar bir selam verdikten sonra kayıp gidiyorlar. Çıt yok buralarda. Çığlıklar geliyor ardım sıra. Korkunç sesleri kulaklarımda işitiyorum. En sonunda içimde ki sıkıntı fire veriyor. Bir kadın çığlığı yükseliyor ilk gün yattığım odanın yanında. 7 numarada ki sakallı genç ölmüş.7 numarada ki geçmiş olsun mahiyetinde bana kafa sallayan, belki de gülümsemeye çalışan genç ölmüş. Genç karısı çığlıklar atıyor. Kendini yerlere fırlatıyor. Kapım açık. Bir a öyle titriyor ve korkuyorum ki. Anlatamam bu duyguyu. Kelimeler çok hafif kalır yaşanılanlar arasında. Güvenlikler akın akın o odaya doğru gidiyorlar. 7 numarada ki genç ölmüş. Yada ben ölmüşüm ne farkı var. Gecenin ayazı terlememle büyük bir buhrana boğuyor kendini. İncir ağaçlarını falan aramıyorum. Titremiş bekliyorum. Şimdi gencin yakınları geldiler. Bir sürü küfürler, sövmeler, hakaretler. Tabi ciğerleri yanmış. Biri geçerken odamın kapısına bir tekme atıyor. Ben de cihada gidercesine ayaklanıyorum. Koridor içler acısı. Çığlıklar, bağlıklar, yakarışlar. Kadının bir tutam saçı yerde kalıyor. Ve o beyaz örtü kefen diye üzerine örtülüyor. Kara telli yere bakıyorum. Yıldızların hepsi korkmuş kaçmışlar. Bulutlar gecenin ardına saklanmışlar. Tekrardan yatağımdayım. O sırada sedye üzerinde, kefen altında, ağırcana bir genç gidiyor. 7 numara ki genç ölüyor. Hafifçe saçları çıkmış beyaz örtülerin üzerinden. Sanki kulağıma, bana dua et dercesine fısıldıyor. Ney sesleri çınlıyor kulağıma. Ağlayamıyorum. Ve kendimle cebelleşiyorum. Sabah henüz olmamış dışarıda. Ayazda yok eskisi gibi. Evet sonunda bir genç daha veda etti. Hem de bana selam verdikten sonra. Çok yakınımda yan odamda. Karanlıkların uyuttuğu, gecelerin ninni söylediği bir çocuk olarak, hıçkırıyorum. Aklımdan dizeler geçiyor, hep şiir yazıyorum ama hiç birini yakalayamıyorum. Hepsi bir hızla gidiyor. Zaman çok hızlı geçiyor. Ölüm mü yaklaşıyor ne! Ölümden korkmuyorum. Ölümsüzlük daha çok endişelendiriyor beni. Ve en sonun da biraz dizeleri yakalayabiliyorum. Birazını elimde tuttum. Kara telli yerden geçemeden yakaladım. Onlarda ölümün soğukluğuyla biraz irkildiler galiba. Afalladılar gibi ...

 ORHAN ÖZEKİNCİ