Orhan Özekinci
Gönlüme göre verme aşkı Rabbim / Çünkü aşkınla kimseyi sevmedim
| Düğüne Giderken (Huzura Yolculuk) |
|
|
Ne kolaydı? Gözlerimize kornijlenen dünya perdesini çekmeye ne de hazırdık. Dünya karanlığından, yalancılık ışığına doğru her şeye müsait bir halimiz vardı. Gençtik, güzeldik, özeldik. Yaşlanmak, uzak bir adaydı okyanusun ortasında. Zaman; elimizle durdurulabilen bir saat, aşk; ete kemiğe bürünen bir sevgiliyiydi. Onun gözlerine bakıp, istikballimize sığdırmaktı hayalleri. Aşk, üç yılda bilemedin beş yılda bitecek bir bahaneydi. Güzel söz söyleme sanatıyla, bu süre biraz daha esneyebilirdi. Yeryüzünde sadece, katre-i ummandan bir katre olmayacak bir fani için atabilirdi bu kalp, günahıyla kul olmuş Adem torunu için durabilirdi. Her şeyin nihayeti bir sevgili yüreğiydi...Ne kısaymış zaman. Ne çabuk geçti yıllar. Bozulmayan gözlerimiz ne kadar da güzeldi. Sesimizde ki davudilik, kırgın bir şarkıya dönüşüp; hastalıklar birden istila ediverirdi bedenimizi. Bunca telaş arasında geçecekti şu ahir ömrüm. Hayatta bir kişiyi sevip, sonsuzluğa uğurlanacaktım. İyi adamdı diyeceklerdi ardımdan; esaslı çocuktu. Gün doğdu, devran döndü. Kalbimin karasındakiler çıktılar birer birer. Gülen bir şeklin ardında ki ruhumun esasiyeti ve acizliğini düşünerek geçti gecelerim. Yine böyle gecelerden birinde, rüyayla hayal alemi arasında ki köprüden, denizime şu sözler düştü. “ Allah’ı zikr ettikçe seni buldum / Sana baktıkça Allah’a koştum / Allah’ı zikr ettikçe Allah’a koştum / Sana baktıkça seni buldum” İlk defa, ilk kez, bir anda, yeniden... Birine baktıkça Allah’ı hatırladım, Allah’ı hissetim. Allah’a yöneldikçe onda buldum kendimi. Aşk; öbür alemle dünya arasında derin bir çizgi, Allah ile kul arasında ince bir sınır oluverdi. Yaradılandan, yaradana doğru çıkılan bu kısa ve bir o kadar derin merdivende, gerçeğin sıhhatiyle gönlüme ferahlık doldu. Kaynayan kanımda tadılmamış heyecan vesvesesine gark oldum. Aşkın tarifine lüzum kalmayacak kilit fikirlerle geçtim düşünce rıhtımlarından. Aşk; tarifi olmayacak kadar gizli ve hünerliydi. İçinde hangi mayadan, hangi renkten bir gül demeti var bilemedim, bilemedik... Allah, öyle bir zaman ve öyle bir mekanda attı ki yaşam kuyusuna aşkı, afallamamak elde olmaz. Senelerdir, “Aşk” adı altında geçici o tutku ve hayalperestliğimi daksillere emanet bıraktım. Devrik cümlelerle anlattığım sevda kıvılcımları, izinsiz girilen gönül kapımda alev aldı. Yanıyor... İçim bu aşk ile yandı, nefesim gökyüzü boşluğunda son dumanını verene kadar yanacak, kül olacak... Ölüm; düğüne gidilen tatlı ama yorucu bir seyahat olacak. Allah’ın izni, Azrail’in vesilesiyle taşınacağım. Yanacak... Kıyamet kopana kadar sönmeyecek ızdırabım, aşkım. Cennet köşkünde ağırlayacaklarım gelsinler diye, bir damla göz yaşı ve dua ekleyeceğim mektuplara. Sizlerin ölüme terkettiği adam, Allah gezegeninin, sonsuzluk kıtasının, aşk ülkesinde ki, muhabbet şehrine yerleşecek. Bir düğün gecesi gibi olacak. O gece her şey yeniden başlayacak... Bir geceden başka bir geceye... Her gece kalbimde patlayan isimin kendisine kavuşacağım...Düğüne gidiyorum; zahmeti az rahmeti bol...
|
